Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde Bireysel Başvurunun Kabul Edilebilirlik Şartları
Bu makale, yayınlandığı tarih itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapılan bireysel başvuruların hangi koşullar altında kabul edilebilir olduğunu ayrıntılı bir şekilde incelemektedir. Makale, başvuru sürecinin "filtre" mekanizması olan bu şartları, hem teorik…
Bu makale, yayınlandığı tarih itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapılan bireysel başvuruların hangi koşullar altında kabul edilebilir olduğunu ayrıntılı bir şekilde incelemektedir. Makale, başvuru sürecinin "filtre" mekanizması olan bu şartları, hem teorik çerçevede hem de AİHM içtihatlarından örneklerle açıklamaktadır.
1. Giriş ve Genel Çerçeve Makale, AİHS'nin bireylere, kendi devletlerine karşı uluslararası bir yargı organına başvurma imkânı tanıyan devrim niteliğinde bir sistem olduğunu belirterek başlamaktadır. Bu sistemin en önemli reformunun, Komisyon ve Mahkeme'den oluşan eski ikili yapıyı kaldıran ve başvuruları doğrudan alan tek ve daimi bir AİHM kuran11 No'lu Protokol olduğu vurgulanmaktadır.
2. Başvurunun Esas Kabul Edilebilirlik Şartları Makalenin ana gövdesini oluşturan bu bölümde, bir başvurunun Mahkeme tarafından esastan incelenebilmesi için geçmesi gereken ön koşullar şu şekilde sıralanmaktadır:
İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi: Bu, en temel kuraldır. Başvurucu, şikâyetini AİHM'e taşımadan önce kendi ülkesindeki tüm etkili ve erişilebilir yargı yollarını (mahkemeler, Anayasa Mahkemesi vb.) denemek zorundadır. Makalede bu kuralın istisnaları da belirtilmiştir: Eğer iç hukuk yolları teoride var ama pratikte etkisiz ise, sonuç vermeyeceği çok açıksa ("açıkça yararsız" ise) veya bir hakkın ihlali sistematik bir idari uygulama halini almışsa, bu yolları tüketme zorunluluğu ortadan kalkabilir.
Altı Aylık Süre Kuralı: İç hukuktaki nihai kararın (örneğin Yargıtay veya Anayasa Mahkemesi kararının) verildiği veya öğrenildiği tarihten itibarenaltı ay içinde AİHM'e başvuru yapılmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür. (Not: Bu kural daha sonra 4 aya indirilmiştir, ancak makalenin yazıldığı dönemde 6 aydı.)
Başvurunun Sözleşme ile Bağdaşması (Ratione): Şikâyet konusu, Sözleşme'de güvence altına alınan bir hakla ilgili olmalıdır. Mahkeme yetkisini dört açıdan inceler:
Ratione Personae (Kişi bakımından yetki): Başvurucu, ihlalden doğrudan etkilenen mağdur olmalıdır.
Ratione Loci (Yer bakımından yetki): İhlal, ilgili devletin egemenlik sahasında gerçekleşmelidir.
Ratione Temporis (Zaman bakımından yetki): İhlal, devletin Sözleşme'yi onayladığı tarihten sonra meydana gelmelidir.
Ratione Materiae (Konu bakımından yetki): Şikâyet, Sözleşme'de yer alan bir hakla ilgili olmalıdır.
Diğer Usul Şartları:
Anonim Olmama: Başvurular isimsiz yapılamaz; başvuranın kimliği belli olmalıdır.
Daha Önce İncelenmemiş Olma: Aynı başvuru, aynı içerikle AİHM tarafından daha önce incelenmişse veya başka bir uluslararası yargı organına sunulmuşsa reddedilir.
Açıkça Temelden Yoksun Olmama: Başvurunun ciddiye alınabilir bir tarafı olmalı, tamamen hayal ürünü, keyfi veya kanıttan yoksun olmamalıdır. Bir ihlal ihtimalini ortaya koymayan başvurular bu nedenle reddedilir.
Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılmaması: Başvuru hakkı, Sözleşme'nin amacına aykırı şekilde (örneğin siyasi propaganda, hakaret veya Mahkeme'yi yanıltma amacıyla) kullanılamaz.
3. Sonuç Makale, bu kabul edilebilirlik şartlarının AİHM'in iş yükünü yönetmesini sağlayan hayati bir "filtre" görevi gördüğünü belirterek son bulmaktadır. Yazar, AİHS sisteminin bir "temyiz mahkemesi" olmadığını, yani ulusal mahkeme kararlarını bozmadığını, ancak devletlerin Sözleşme'ye uygun hareket edip etmediğini denetleyenek bir uluslararası güvence mekanizması olduğunu vurgulamaktadır. Sonuç olarak, Türk hukukçularının ve mahkemelerinin, davaların Strazburg'a gitmesini önlemek için bu ilkeleri ve AİHM içtihatlarını iyi bilerek uygulaması gerektiği mesajı verilmektedir.