Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmeme Suçu

Bu makale, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 280. maddesinde düzenlenen ve sağlık mesleği mensuplarına görevleri sırasında karşılaştıkları suç belirtilerini yetkili makamlara bildirme yükümlülüğü getiren "Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmeme Suçu"nu incelemektedir. Bu suç, adli…

Yavuz Erdoğan3 dk okuma

Bu makale, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 280. maddesinde düzenlenen ve sağlık mesleği mensuplarına görevleri sırasında karşılaştıkları suç belirtilerini yetkili makamlara bildirme yükümlülüğü getiren "Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmeme Suçu"nu incelemektedir. Bu suç, adli sistemin işleyişini sağlamayı amaçlayan ve özellikle özel sağlık kuruluşlarında çalışan personeli hedef alan bir düzenlemedir.

Suçun Hukuki Çerçevesi ve Korunan Değer

TCK m. 280, "Adliyeye Karşı Suçlar" bölümünde yer alır ve bu suçla korunmak istenen temel hukuki değer, devletin adli fonksiyonlarını eksiksiz yerine getirmesi ve kamu düzeninin korunmasıdır. Suçun soruşturması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olmayıp, re'sen (kendiliğinden) yapılır. Bu suçtan dolayı verilebilecek ceza bir yıla kadar hapistir ve görevli mahkeme sulh ceza mahkemesidir.

Suçun Unsurları

Fail: Bu suç, herkes tarafından işlenemeyen bir "özgü suçtur". Failin, kamu görevlisi olmayan bir sağlık mesleği mensubu olması gerekir. TCK m. 280/2'ye göre "sağlık mesleği mensubu" deyimi; tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişileri (örneğin tahlil laboratuvarı çalışanları) kapsar . Eğer sağlık personeli bir kamu kuruluşunda çalışıyorsa, bu durumda TCK m. 279'da düzenlenen "Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi" suçu oluşur. Birden fazla sağlık personelinin bulunduğu bir durumda bildirim yükümlülüğü hepsine aittir; ancak birinin bildirimde bulunması diğerlerini sorumluluktan kurtarır.

Maddi Unsur: Suçun maddi unsurları şunlardır:

Sağlık mesleği mensubunun

görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiğine dair bir "belirti" ile karşılaşması gerekir. Bu belirti, suçun işlendiğine dair bir kanaat uyandıran her türlü maddi iz veya emare olabilir.

İhbar yükümlülüğü, öğrenilen suçun taksirli veya kasıtlı, şikâyete bağlı veya re'sen soruşturulan bir suç olmasından etkilenmez; her türlü suç belirtisi bildirilmelidir. Örneğin, muayene edilen bir kişinin ateşli silahla yaralandığını, cinsel saldırıya uğradığını veya yasa dışı örgüt mensubu olduğunu öğrenmek bildirim yükümlülüğü doğurur.

Bu belirtiye rağmen durumun

yetkili makamlara (Cumhuriyet Başsavcılığı, kolluk, valilik, kaymakamlık vb.) hiç bildirilmemesi veya geç bildirilmesi ile suç oluşur . Gecikmenin olup olmadığı her somut olaya göre hâkim tarafından değerlendirilir.

Manevi Unsur: Bu suç,kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, bildirim yükümlülüğünün farkında olarak, bilerek ve isteyerek bu yükümlülüğe aykırı davranması gerekir . Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir.

Sır Saklama Yükümlülüğü ile İlişkisi ve Diğer Hususlar

Makalede, sağlık personelinin TCK m. 280'deki bildirim yükümlülüğü ile yine çeşitli kanunlarla (CMK m. 46) getirilmiş olan "sır saklama yükümlülüğü" arasındaki çelişkiye dikkat çekilmektedir. Bir yandan görevleri gereği öğrendikleri suçları ihbar etmekle yükümlü olan sağlıkçılar, diğer yandan hastaları hakkındaki bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür. Yazar, Anayasa'nın "hiç kimsenin kendisini ve yakınlarını suçlayan beyanda bulunmaya zorlanamaması" (m. 38/5) ilkesi gereği, sağlık personelinin kendisi veya kanunda belirtilen yakınları ile ilgili bir suç belirtisiyle karşılaşması durumunda bildirim zorunluluğunun ortadan kalkması gerektiğini savunmaktadır.

Son olarak, bu suçun ihmali bir suç olması nedeniyle teşebbüse elverişli olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Yazar, geç bildirme kastının açık olduğu ancak henüz eylem gerçekleşmeden suçun başka bir şekilde ortaya çıktığı durumlarda teşebbüsün mümkün olabileceğini ifade etmektedir. Suça iştirak mümkündür; sağlık mesleği mensubu olmayanlar azmettiren veya yardım eden olarak suça katılabilirler.

İlgili Makaleler